01/10/2026
| Blue House
Eskiyle yeniyi birbirinden ayırmadan, ikisinin izlerini de görünür bırakmak mümkün mü?
Extrastudio’nun Lizbon’un Marvila bölgesinde hayata geçirdiği Blue House, 1893 yılında inşa edilmiş tek katlı bir evin dönüşümünden doğuyor. Bir zamanlar şehrin önemli sanayi bölgelerinden biri olan, bugün ise atölyeler ve galerilerle yeniden hayat bulan Marvila’nın geçmişi de projenin karakterinin bir parçası.
Mevcut yapı bir başlangıç noktası değil, korunması gereken bir obje olarak ele alınmış. Orijinal cephe elemanları sökülüp restore edilerek yeni cepheye taşınırken, eski ve yeni yüzeyler aynı şekilde tamamlanmış. İki dönemi birbirinden ayıran şey ise yalnızca yapının silueti ve malzemelerin zamanla kazandığı dokular.
İçeride evin tüm yüksekliğini ortaya çıkaran açık, loft benzeri bir yaşam alanı kurgulanıyor. Bahçeye bakan üç kat yüksekliğindeki hacim, gün ışığını içeri taşırken arka cephedeki ince bir açıklıktan günün son saatlerinde süzülen ışık, mekânın içinde yavaşça hareket ediyor.
Blue House’un karakterini ise büyük ölçüde malzemeler belirliyor. İç duvarlar gri sıvayla ham bırakılırken, zemin katta elde fırçalanmış alüminyum kullanılıyor. Yapıya adını veren ultramarin mavi ise aslında mevcut evde bulunan bir renkten geliyor. Pigmentli kireç sıvayla tüm yapıyı saran mavi, yeni olmasına rağmen eve sanki uzun zamandır oradaymış hissi veriyor.
Blue House, kusursuzlaştırmak yerine izleri koruyan; malzemeye, zamana ve zanaatkârın eline tasarımın bir parçası olma özgürlüğü veren bir yapı. Bazen yeniyi yaratmanın en güçlü yolu, var olanın hikâyesini silmemekten geçiyor.
Design